Amerika Birleşik Devletleri'nin güney eyaletlerinde 1930'lu yıllarda erozyonla mücadele amacıyla ülkeye getirilen Doğu Asya kökenli kudzu sarmaşığı, kontrol edilemeyen bir yayılım göstererek yaklaşık 3 milyon hektarlık alanı kaplamıştır.
1930'larda ABD'nin güney bölgelerinde yoğun pamuk tarımı nedeniyle ciddi toprak erozyonları yaşanmıştır. Rüzgar ve yağmurun verimli toprakları taşıması üzerine yetkililer, hızlı büyüme kapasitesi ve güçlü kök yapısıyla bilinen kudzu sarmaşığını bir çözüm olarak değerlendirmiştir. Amerikan yönetimi, 1935 yılından itibaren toprak stabilitesini sağlamak amacıyla milyonlarca kudzu fidesini çiftçilere ücretsiz dağıtmış ve ekimini finansal olarak desteklemiştir.
Bölgenin sıcak ve nemli iklim koşullarına uyum sağlayan ve doğal yırtıcıları bulunmayan bitki, öngörülenin ötesinde bir büyüme hızı sergilemiştir. Günde onlarca santimetre uzama potansiyeli bulunan sarmaşık, ağaçları, elektrik direklerini ve yapıları adeta sarmıştır. Geniş yaprakları sayesinde altındaki bitki örtüsünün güneş ışığı almasını engelleyen kudzu, kapsadığı alanlardaki yerel türlerin kurumasına neden olmuştur. Tarım arazilerinden ormanlık alanlara yayılan bitki, Georgia, Alabama ve Mississippi başta olmak üzere geniş bir bölgede orman ekosistemini olumsuz etkilemiştir.
Mevcut verilere göre kudzu, ABD'nin güneyinde Belçika'nın yüzölçümüne denk gelen yaklaşık 3 milyon hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Yerel yönetimler her yıl mücadele çalışmaları için yüksek bütçeler ayırmasına rağmen, bitkinin yayılımı tamamen durdurulamamıştır. Küresel sıcaklık artışlarının da sarmaşığın kuzeye doğru yayılımını kolaylaştırdığı belirtilmektedir.
Ekolojik zararlarının yanı sıra, bitkinin ekonomik değere dönüştürülmesine yönelik araştırmalar da devam etmektedir. Kudzu köklerindeki nişasta oranı, çiçeklerinin gıda sektöründe kullanılabilirliği ve liflerinin dokuma sanayisine uygunluğu incelenmektedir. Ancak mevcut alanın büyüklüğü nedeniyle endüstriyel ölçekte bir toplama ve işleme zinciri henüz oluşturulamamıştır. Uzmanlar, kudzu örneğinin kontrolsüz tür aktarımlarının uzun vadeli sonuçlarını göstermesi bakımından biyoçeşitlilik ve karantina politikalarında dikkate alındığını ifade etmektedir.