Biyoteknoloji alanındaki gelişmeler, ebeveynlik kavramını değiştirebilecek tartışmalı bir süreci beraberinde getirdi. ABD merkezli genetik tarama şirketleri, tüp bebek sürecindeki embriyolar üzerinde yapılan yeni nesil testlerle, doğacak çocukların genetik özelliklerinin seçilebileceği iddiasında bulunuyor. Bu durum, geçmişte öjeni olarak bilinen ve büyük trajedilere yol açan uygulamaların modern bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Nucleus Genomics gibi şirketler, tüp bebek sürecindeki embriyoları kapsamlı genetik taramadan geçirerek kalıtsal hastalık risklerinin yanı sıra saç ve göz rengi, kas yapısı, tahmini yaşam süresi ve hatta boy uzunluğu ile zeka potansiyeli gibi özellikleri raporlayabiliyor. Guardian yazarı Jan Grue gibi isimler, bu teknolojilerin tüketim kültürüyle birleşerek, 19. yüzyılda Francis Galton tarafından ortaya atılan ve Nazi Almanyası'nda uygulanan öjeninin günümüzdeki bir benzeri olduğunu belirtiyor.
Geçmişteki devlet destekli zorunlu öjeni politikalarının aksine, günümüzdeki süreç 'liberal öjeni' olarak adlandırılıyor ve bireysel tercihlere dayanıyor. Bu yaklaşımda, ebeveynlerin kendi istekleriyle gelecek nesilleri 'optimize etme' fikri savunuluyor. Eleştirmenler ise bu yöntemin özünün değişmediğini, belirli özelliklerin makbul sayıldığı ve bazılarının ise istenmeyen ilan edildiği tehlikeli bir değer hiyerarşisinin kurulduğunu vurguluyor.
Genetik şirketlerinin iddia ettiği zeka ve boy gibi özelliklerin bilimsel geçerliliği tartışmalı olsa da, asıl endişe insan hayatının bir performans nesnesi haline gelmesi. Günümüz dünyasında sürekli ölçülen sağlık ve performans takibinin, doğmamış çocuklara kadar uzanması dikkat çekiyor. Bu sistem, 'kusursuz' görünen adayları öne çıkarırken, kronik hastalığı veya engeli bulunan bireyleri toplum dışına itilmesi gereken maliyet unsurları olarak konumlandırma riski taşıyor. Uzmanlar, bir insanın yaşam kalitesinin sadece genetik kodlarla değil, toplumsal koşullar ve erişilebilirlikle belirlendiğini hatırlatıyor.
Yazar Jan Grue, genetik araştırmaların hastalık tedavisi için sürdürülmesi gerektiğini ancak insan değerinin laboratuvar verilerine indirgenemeyeceğini savunuyor. Genetik sıralamaların ebeveynler ve çocuklar üzerinde ulaşılamaz beklentiler yaratarak yetersizlik hissine yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, geleceğin kusursuz insanları üretmekten ziyade, farklılıkları kucaklayan kapsayıcı toplumlar inşa etmekten geçtiğini vurguluyor.