19. yüzyılın sonlarından itibaren bölgede yoğun altın çıkarılması neticesinde, işleme tesislerinden geriye kalan kaya ve tortular maden sahalarının çevresinde devasa yığınlar halinde birikti. O dönemde bu atıkların yeniden işlenmesi ekonomik olarak görülmediği için büyük bir kısmı olduğu gibi bırakıldı. Ancak altın fiyatlarındaki artış ve yeni ayırma teknolojilerinin gelişimiyle birlikte, bu tepeler artık potansiyel bir kaynak olarak değerlendirilmektedir.
Witwatersrand bölgesindeki bazı şirketler, eski maden atıklarını yeniden işleyerek bünyesindeki altını geri kazanmayı hedeflemektedir. Modern yöntemler sayesinde, geçmişte gözden kaçan çok küçük altın parçacıklarının ayrıştırılması mümkün hale gelmiştir. Bu sayede, yeni bir maden açma gereksinimi duyulmadan, daha önce çıkarılmış malzemenin içerisindeki değer ekonomiye yeniden kazandırılmaktadır.
Bu yöntem, yalnızca altın elde etmek amacıyla değil, aynı zamanda çevresel sorunların azaltılmasına da katkı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Yıllar boyunca biriken maden atıkları, toz kirliliği, su kaynaklarının kirlenmesi ve arazi kullanımı gibi sorunlara yol açarken, yeniden işleme çalışmaları bu yığınların azaltılmasına da destek olmaktadır.
Yaklaşık 130 yılı aşkın süredir altın üretimiyle bilinen Witwatersrand bölgesinde, geçmişte değersiz görülen maden atıkları, günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde yeniden incelenmekte ve 'ikincil maden' olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu süreç, her atık yığınının kesin olarak kârlı olacağı anlamına gelmemektedir. Altın miktarı, işleme maliyeti ve çevresel koşullar bu kararda belirleyici olmaktadır. Buna rağmen, Güney Afrika'da uygulanan bu yöntem, eski maden sahalarının yalnızca geçmişin kalıntıları değil, aynı zamanda geleceğin kaynak alanları olabileceğini göstermektedir.