İznik, sıradan bir göl kasabası olmanın ötesinde, sularının birkaç metre altında yatan keşiflerle küresel bir gizeme dönüşüyor. 2014 yılında helikopter çekimleri sırasında tesadüfen fark edilen ve yaklaşık 1600 yıl önce büyük bir depremle sulara gömülen Aziz Neophytos Bazilikası, günümüzde gölün berrak sularından ihtişamıyla gözüküyor. Kıyıdan dahi ana hatları seçilebilen bu batık kilise, tarih ve arkeoloji meraklıları için Türkiye'nin en önemli açık hava ve su altı müzelerinden birini sunuyor.
DÖRT İMPARATORLUĞUN SESSİZ TANIĞI
Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı... Dünya üzerinde bu dört büyük medeniyete de başkentlik yapmış başka bir şehir bulmak oldukça zordur. İznik'in merkezine adım atıldığında, 5 kilometrelik antik surlar ve görkemli Lefke Kapısı ziyaretçileri karşılıyor. Hıristiyanlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olan 7. Ekümenik Konsil'in toplandığı Ayasofya (Orhan Camii), çinileriyle ünlü Yeşil Camii ve asırlık çınarların gölgelediği İznik sokakları, ziyaretçilere adeta bir zaman yolculuğu yaşatıyor.
KIZIL BİR GÜN BATIMI
İznik sokaklarında dolaşırken havaya karışan toprak ve fırın kokusu, ziyaretçileri dünyanın en ünlü seramik sanatının merkezinde oldukları konusunda uyarıyor. Yüzyıllardır 'ateşte açan çiçekler' olarak bilinen İznik çinilerinin üretildiği geleneksel atölyelerde, ustaların el emeği göz nuru eserlerinin nasıl şekillendiğine yakından tanıklık edilebiliyor. Tarih ve sanatla dolu bir günün ardından İznik'in sunduğu en büyük görsel şölen göl kıyısında başlıyor. Güneşin göl üzerinden batarken gökyüzünü ve suları kızıla boyadığı anlar, büyükşehirlerin stresini ve beton yığınlarını unutturacak kadar güçlü bir terapi etkisi yaratıyor. Kalabalık tesislerden ve gürültüden uzaklaşarak, göl kenarında bu eşsiz manzarayı izlemek, hafta sonu rotasını buraya çevirmek için önemli bir neden olarak öne çıkıyor.